Yakin-Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yakin-Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Türkiye Cumhuriyeti savaştan kazasız belasız çıkmayı ümit ederken ne yazıkki ağır hasarlar ve bir de üstüne Rusya ile savaşın eşiğine gelmiştir.. ve kendisine yardım edecek kimse yoktur. Türkiye bu açmazını çözüme ulaştırmak için savaş biter bitmez Almanyadaki Nazi zulmünden kaçan profesörlerden fikir alarak Dr.Schacht ile temas kurmak istese de Dr. Schacht Nürnberg mahkemelerinde yargılanmaktadır ve 1948 yılının sonuna kadar da cezaevinde kalacaktır.
Tam bu sırada ABD de Wilson un tarih sahnesinden çekilmesi ve Rusya'nın tehdidinin altında yatan sebepleri farkeden ABD Türkiye'yi de savaş sonrası yardım planının içine alır. Türkiye yol ayrımındadır ve önünde sapabileceği tek bir sokak kalmıştır. Liberallerin Türkiyede Modernleşmenin başlangıcı dedikleri bazılarımıza göre boynumuza geçirilen esaret tasmasının takılışının tarihine imza atan bir olay gerçekleşir..
5 Nisan 1946’da ABD’nin Missouri zırhlısı İstanbul’a gelir. Beraberinde ABD'de ölen Türkiye'nin Washington, DC Büyükelçisi Münir Ertegün'ün naaşını İstanbul'a getirmiştir. Dünya tarihinde önemli roller almış Missouri zırhlısı neden bir Türk Büyükelçisinin naşını Türkiye’ye getiriyor ? Hem de bu Büyükelçi Münir Ertegün, yakın zamanda kaybettiğimiz Ahmet Ertegün’ün babası. Bu, altında çokda dostane sebepler yatan bir ziyaret değildir. Türkiyenin IMF bünyesine alınması ve ilk devaluasyonun yapılmasına Missouri nin güvertesinde karar verilir. Artık ABD dolarına endekslenen Türk lirasının değeri dolara karşı değer yitirecektir. Aslında bu bizim tarihimizin ilk devaluasyonu değildir. Osmanlı İmparatorluğunda ilk büyük devalüasyon yükselme dönemi dediğimiz 1584 de yapılmıştı. Altın ve gümüş paranın içine bakır karıştırarak değeri % 70 oranında düşürülmüştü..
Atatürk döneminde, demiryolları ve fabrikalar yeniden kurulurken doların değeri 126 kuruşa kadar düşmüştü. Avrupa’yı kana bulayan II. cihan savaşı yıllarında, 131 kuruşa yükselen doların değeri 5 yıllık savaş sürecinde sabit kalmıştı. Savaş sonrasında değişen dünya dengeleri karşısında beliren Sovyet tehdidi Türkiye'yi özellikle ABD ile daha yoğun ilişkiler içinde olmaya itmiştir. ABD yardım yaptığı her devlette, kendi siyasal ve ekonomik düzenini egemen kılma eğiliminde olduğundan Türkiye’nin de, çoğulcu demokratik sisteme geçmesini istemişti, iç baskıların da artması üzerine 1946 yılında çok partili sisteme geçildi. Ardından İMF üyeliği geliyordu. İMF’ ye üyelik için görüşmenin ön koşulu olarak, yeterli devalüasyon yapılması isteniyordu. 7 Eylül 1946 da Cumhuriyet tarihinin ilk devalüasyonu yapıldı: TL nin değeri % 116 düşürülerek, doların değeri 128 kuruştan 280 kuruşa yükseltildi.
İMF’nin bu ön şartı yerine getirildikten sonra, TBMM inde 11 Mart 1947 tarihinde oybirliği ile kabul edilen kanunla, Türkiye IMF ye 43 milyon dolarlık kota ile üye oluyordu. Bunun % 19’u dolar ve % 81’i de altın olarak ödenecekti. İlk devalüasyonu yapan CHP hükümeti, 1951-1954 ilk seçimlerinde iktidardan halkın oyu ile düşürüldü. Aslına bakarsanız Türkiye Cumhuriyetinin siyasi tarihinde Atatürk'ün ölümünden sonra değişmez bir döngü vardır. Sol hükümetler üretim seferberliği içine girmelerine rağmen Türk işadamları hep bir isteksizlik gösterirler ve bir buhran çıkar. İktidara gelen sağ hükümetler ise dış borç ile bir fetret devri yaşatır ve buhran çıkmasına yakın da iktidarı bir sol hükümete devreder. Sonra sol hükümetlerde bu kucağına bırakılmış çocuğa bakmak gayretiyle her şeyden kısar ve arkasından da bu hükümet tüm olanların sorumlusu olarak infaz edilir.
1949 yılında CHP hükümeti bu ekonomi işini çözümlemek için bizim Yahudi profesörler vasıtasıyla temas kurdurarak 1948 yılında serbest kalan Dr. Schacht ile Kahirede bir toplantı ayarlamaya muvaffak olur..
Kalabalık bir heyetle Dr. Schacht ile görüşmeye gelen Türk heyeti uzunca bir arz-u hal konuşması yapmaya başlayınca Dr. Schacht eliyle heyettekileri eliyle susturarak şu konuşmayı yapar.
✹ Aileniz içindeki bireylerden herhangi birine en az bir kez bile olsa yardım ettiniz mi ?
✹ İşsiz olan genç bir yakınınıza maddi ve imkanlar dahilinde seferber oldunuz mu ?
✹ Yukarıdaki durumda olan bireye çaktırmadan cep harçlığı bıraktınız mı ?
✹ Bu memlekette kaç dilenci var ? Ve siz en az kaç kere sadaka verdiniz ?
✹ En az bir hakim, bir polis, bir doktor ve bir öğretmen tanıdığınız var mı ?
✹ Yukarıdaki bireylere sahip olduğunuzda bunun bir devlete karşılık geldiğini biliyormusunuz ?
✹ Hepimiz bir devlet miyiz ? Bunu neden yapıyoruz ? Vatandaşlığımız nerede ?
✹ Kendi okulunu kendin yap kampanyası neden ortaya çıkmıştır ?
✹ Bizim tarihimizde halk istekleri yüzünden bugüne kadar hiç devrim olmuş mu ?
✹ Bizde ve geri kalmış ülkelerde devrimleri halk mı yoksa liderler mi yapar ?
✹ Mustafa Kemal olmasaydı biz bir Hürriyet Savaşı verebilir miydik ?
✹ Neden bizim ülkemizde bu kadar darbe oluyor ?
✹ Bize bir şey oluyor mu, olmuyor mu ?
Tam bu sırada ABD de Wilson un tarih sahnesinden çekilmesi ve Rusya'nın tehdidinin altında yatan sebepleri farkeden ABD Türkiye'yi de savaş sonrası yardım planının içine alır. Türkiye yol ayrımındadır ve önünde sapabileceği tek bir sokak kalmıştır. Liberallerin Türkiyede Modernleşmenin başlangıcı dedikleri bazılarımıza göre boynumuza geçirilen esaret tasmasının takılışının tarihine imza atan bir olay gerçekleşir..
5 Nisan 1946’da ABD’nin Missouri zırhlısı İstanbul’a gelir. Beraberinde ABD'de ölen Türkiye'nin Washington, DC Büyükelçisi Münir Ertegün'ün naaşını İstanbul'a getirmiştir. Dünya tarihinde önemli roller almış Missouri zırhlısı neden bir Türk Büyükelçisinin naşını Türkiye’ye getiriyor ? Hem de bu Büyükelçi Münir Ertegün, yakın zamanda kaybettiğimiz Ahmet Ertegün’ün babası. Bu, altında çokda dostane sebepler yatan bir ziyaret değildir. Türkiyenin IMF bünyesine alınması ve ilk devaluasyonun yapılmasına Missouri nin güvertesinde karar verilir. Artık ABD dolarına endekslenen Türk lirasının değeri dolara karşı değer yitirecektir. Aslında bu bizim tarihimizin ilk devaluasyonu değildir. Osmanlı İmparatorluğunda ilk büyük devalüasyon yükselme dönemi dediğimiz 1584 de yapılmıştı. Altın ve gümüş paranın içine bakır karıştırarak değeri % 70 oranında düşürülmüştü..
Atatürk döneminde, demiryolları ve fabrikalar yeniden kurulurken doların değeri 126 kuruşa kadar düşmüştü. Avrupa’yı kana bulayan II. cihan savaşı yıllarında, 131 kuruşa yükselen doların değeri 5 yıllık savaş sürecinde sabit kalmıştı. Savaş sonrasında değişen dünya dengeleri karşısında beliren Sovyet tehdidi Türkiye'yi özellikle ABD ile daha yoğun ilişkiler içinde olmaya itmiştir. ABD yardım yaptığı her devlette, kendi siyasal ve ekonomik düzenini egemen kılma eğiliminde olduğundan Türkiye’nin de, çoğulcu demokratik sisteme geçmesini istemişti, iç baskıların da artması üzerine 1946 yılında çok partili sisteme geçildi. Ardından İMF üyeliği geliyordu. İMF’ ye üyelik için görüşmenin ön koşulu olarak, yeterli devalüasyon yapılması isteniyordu. 7 Eylül 1946 da Cumhuriyet tarihinin ilk devalüasyonu yapıldı: TL nin değeri % 116 düşürülerek, doların değeri 128 kuruştan 280 kuruşa yükseltildi.
İMF’nin bu ön şartı yerine getirildikten sonra, TBMM inde 11 Mart 1947 tarihinde oybirliği ile kabul edilen kanunla, Türkiye IMF ye 43 milyon dolarlık kota ile üye oluyordu. Bunun % 19’u dolar ve % 81’i de altın olarak ödenecekti. İlk devalüasyonu yapan CHP hükümeti, 1951-1954 ilk seçimlerinde iktidardan halkın oyu ile düşürüldü. Aslına bakarsanız Türkiye Cumhuriyetinin siyasi tarihinde Atatürk'ün ölümünden sonra değişmez bir döngü vardır. Sol hükümetler üretim seferberliği içine girmelerine rağmen Türk işadamları hep bir isteksizlik gösterirler ve bir buhran çıkar. İktidara gelen sağ hükümetler ise dış borç ile bir fetret devri yaşatır ve buhran çıkmasına yakın da iktidarı bir sol hükümete devreder. Sonra sol hükümetlerde bu kucağına bırakılmış çocuğa bakmak gayretiyle her şeyden kısar ve arkasından da bu hükümet tüm olanların sorumlusu olarak infaz edilir.
1949 yılında CHP hükümeti bu ekonomi işini çözümlemek için bizim Yahudi profesörler vasıtasıyla temas kurdurarak 1948 yılında serbest kalan Dr. Schacht ile Kahirede bir toplantı ayarlamaya muvaffak olur..
Kalabalık bir heyetle Dr. Schacht ile görüşmeye gelen Türk heyeti uzunca bir arz-u hal konuşması yapmaya başlayınca Dr. Schacht eliyle heyettekileri eliyle susturarak şu konuşmayı yapar.
Aslında sizin ekonominizin Tanzimatta batmış olması gerekirdi. Fakat büyük şans Atatürk gibi bir mucize devlet adamına sahip oldunuz. Ne yazıkki tarih sahnesinden ve ülkesinden erken ayrıldı. Büyük şanssızlık. Aslında onunla insan olmayı öğrenmiştiniz ama şimdi tekrar umut arıyorsunuz. Bir şansınız daha var. O da şudur;Şimdi oturup kısaca kendi yakın çevrenize şöyle bir bakın ve aşağıdaki soruları düşünün;
Almanyada üniversitede iken ülkenizden stajyer subaylar bizim üniversitelerimize okumaya gelirdi. Gelirken de yanlarında eşleri, çocukları, anne babaları, yeğenleri gibi en az 6-8 kişilik bir aile getirirlerdi. Aldıkları talebe subay maaşı ile bu büyüklükte bir aileyi geçindirdikleri gibi bir de para biriktirerek geri dönerlerdi. Ben Batı ve Ortadoğu milletlerini çok iyi tanırım. Buna hiçbirinde rastlanmaz. Tek sizin milletinizde var bu özellik.
İslamiyet ve Anadolu toplumuna has aile içi yardımlaşma geleneği olduğu için Size Hiç Bir Şey Olmaz da Millet Olabilirmisiniz Bilemiyorum ?.
✹ Aileniz içindeki bireylerden herhangi birine en az bir kez bile olsa yardım ettiniz mi ?
✹ İşsiz olan genç bir yakınınıza maddi ve imkanlar dahilinde seferber oldunuz mu ?
✹ Yukarıdaki durumda olan bireye çaktırmadan cep harçlığı bıraktınız mı ?
✹ Bu memlekette kaç dilenci var ? Ve siz en az kaç kere sadaka verdiniz ?
✹ En az bir hakim, bir polis, bir doktor ve bir öğretmen tanıdığınız var mı ?
✹ Yukarıdaki bireylere sahip olduğunuzda bunun bir devlete karşılık geldiğini biliyormusunuz ?
✹ Hepimiz bir devlet miyiz ? Bunu neden yapıyoruz ? Vatandaşlığımız nerede ?
✹ Kendi okulunu kendin yap kampanyası neden ortaya çıkmıştır ?
✹ Bizim tarihimizde halk istekleri yüzünden bugüne kadar hiç devrim olmuş mu ?
✹ Bizde ve geri kalmış ülkelerde devrimleri halk mı yoksa liderler mi yapar ?
✹ Mustafa Kemal olmasaydı biz bir Hürriyet Savaşı verebilir miydik ?
✹ Neden bizim ülkemizde bu kadar darbe oluyor ?
✹ Bize bir şey oluyor mu, olmuyor mu ?
Sizi bu sorularla başbaşa bırakırken hepinize hoşçakalın diyorum...


Mustafa Kemal Atatürk ilk kez 1930 yılında Dr. Schacht ile irtibata geçer ve kendisini Türk Merkez Bankasının kurulması için Türkiye'ye davet eder. O dönemde Dr. Schacht Alman Merkez Bankası(ReichBank) ın başındadır. Dr. Schacht Türkiye'de bir merkez bankasının kuruluşu için gerekli şartların oluşmadığı gerekçesiyle bu daveti kabul etmez. Bu davetiyenin kabul edilmemesine rağmen Atatürk Merkez bankasının acilen kurulması için gerekli emri verir. Zira iktisadın bir bilim dalı olduğunun ve ciddiye alınmasının gerekliliğine inanmaktadır. Genç Türk Cumhuriyetinin ufukta beliren ikinci dünya savaşından kaçan yahudi bilim adamlarıyla talihe dönüşen akademik yapılanmasında önemli bir kısım eksiktir. Yurda gelen onca bilim adamının içinde tıp, biyoloji, fizik, kimya alanlarında uzmanlar olmasına karşın iktisat ve ekonomi alanlarında bilim adamları yoktur.
Bu ortam içersinde Türkiye ve dünya yavaş yavaş Almanya'nın çekeleştirmesiyle İkinci Dünya Savaşına doğru sürüklenmektedir. Genç Türkiye Cumhuriyeti ise kendi gelişimini ve yapılanmasını sürdürebilmek için tarafsızlık politikası izlemektedir. Muhtemel savaşa taraf olabilecek ülkelere uzak durur gözükürken onların Türkiye tarafından karşılanabilecek maden ve cevher ihtiyaçlarını da karşılamaktan geri kalmaz. Tarihler 1936 yılının eylülünü gösterirken Dr.Schacht Hitlerin yanında yer alarak Nazi kabinesinin en önemli adamı ve Hitlerin Maliye bakanıdır artık. 1936 Eylülünde Dr.Schacht Hitlerin savaş içindeki politikalarına işaret edecek Kafkasya güzergahında, bir dizi ülkeye ziyarete çıkarak. Bulgaristan, Romanya dan sonra Türkiye'ye de gelir. Almanya, Türkiye'nin tarafsızlık politikasından hoşlanmamakta ve Türkiyenin kendi yanında yer almasını istemektedir. Türkiye'nin direncini kırmak ve gözdağı vermek için Dr.Schacht'ın ziyareti esnasında yeni nesil bir Alman zırhlısı olan Emden de İstanbul limanını ziyaret eder. Dr. Schacht Ankarada Atatürk ile görüşmesine rağmen Atatürk ün kararı kesindir ve Türkiye savaş dışı kalacaktır. 1935 ten beri sağlığı iyi olmayan Atatürk'ün aklında halledilmesi gereken iki madde vardır. Birincisi Türkiye'nin savaşın dışında kalması ikincisi ise Hatay meselesidir. Hatay hayatına mal olacak ama Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalacaktır.
1938'in 10 Kasımında başlayan Türkiyenin sonbaharı 1939'ta savaşın patlamasıyla kışa dönüşüverir. Türkiye Cumhuriyeti ise açıkça genel bir seferberliğe hazırlıksız olsa da seferberlik ilan eder. Ekonominin ciddiye alınmamış ve bilenlerin olmaması yüzünden Varlık Vergisi gibi sosyal facialara sebep veren bir dizi alel acele kanun çıkartılır. Tüm halkın ve çiftçinin elindeki alınıp silolara toplanır. Karaborsa başını alıp yürür. Savaşın sona ermesiyle birlikte halkın elinden alınanlar depolarda çürüyüp gitmiş ve plansızlıktan Türkiye Cumhuriyeti maliyesi iflas bayrağını çekmiştir. Türkiyede ne halkı ne de askeri besleyecek kaynak kalmamıştır savaşın bitiminde. Türk devlet adamları ise bir süre sonra durumun farkına varıp paniğe düşerler ve de bu durumdan çıkış için çareler aramaya. İkinci Dünya Savaşından Avrupa ülkeleri bitmiş vaziyette çıkmışlar ve kendi dertleriyle uğraşmaktadırlar.
Dr. Schacht ise savaşın bitiminde müttefik kuvvetler tarafından Batı Berlin'de tutuklanarak yargılanmaya başlanmıştır. Amerikalılar kendisine ekonomist ve baba tarafından ABD tabiyetli oluşu ve bu serinin ikinci ☚ yazısında belirttiğim ilişkileri yüzünden sert davranmazlar. Yargılanmasını takip eden çok kısa bir cezaevi sürecinden sonra 1948'te serbest kalır. 1949'ta ise Dr. Schacht tekrar Alman Bankalar Birliğinin başında ve gelişmekte olan ülkeler ile ilgilenmektedir. Dr. Schacht dikkatini özellikle yakın doğu ve uzak doğudaki ülkelere odaklamıştır. Kişisel meraklarından ötürü de sık sık Endonezya yolu üzerinde Kahire'de kalmaktadır. Mısır devleti kendisine Kahire'nin biraz dışında saray yavrusu bir ev tahsis etmiş, o da zaman zaman Mısıra ekonomik konularda tavsiyelerde bulunmaktadır. Dr. Schacht dünya kauçuk kaynağı üzerinde önemli bir yere sahip olacak Endonezya Kalkınma Bankasının kurulmasıyla uğraşmaktadır. Tam burda savaştan bitik çıkmış Almanya'nın Endonezya'nın kalkınma derdine düşmüş olma çelişkisine dikkatinizi çekmek isterim. Bunun nedenini ise bu serinin ikinci ☚ yazısında yazmıştım. Savaşın sonunda ise Batı dünyası tarafından feci bir şekilde kazıklanmış ve Batıya karşı güveni bir daha hiç düzelmeyecek şekilde zedelenmiş yeni bir emperyalist güç dünya tarih sahnesine çıkar. Adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yani Rusya dır. Rusya 17 Ekim Devrimi öncesi kanında hep var olan emperyalist politikalarına geri dönüş yapar Stalin ile birlikte. Türkiye'nin durumu ise vahimdir. Emperyalist Rusya ve bitmiş Avrupa arasında tamamen yalnız ve iktisaden çok zor durumdadır. Dünya sahnesindeki ikinci emperyalist güç ABD ise başkan Wilson'ın fikirleri yüzünden Türkiye'ye tamamen uzaktır. Bu durumun farkında olan Rusya ise 1945'te Türkiye'yi savaşla tehdit ederek Kars, Ardahan ve Van'ı Türkiyeden ister. Türkiye Cumhuriyeti savaştan kazasız belasız çıkmayı ümit ederken ...

Bu ortam içersinde Türkiye ve dünya yavaş yavaş Almanya'nın çekeleştirmesiyle İkinci Dünya Savaşına doğru sürüklenmektedir. Genç Türkiye Cumhuriyeti ise kendi gelişimini ve yapılanmasını sürdürebilmek için tarafsızlık politikası izlemektedir. Muhtemel savaşa taraf olabilecek ülkelere uzak durur gözükürken onların Türkiye tarafından karşılanabilecek maden ve cevher ihtiyaçlarını da karşılamaktan geri kalmaz. Tarihler 1936 yılının eylülünü gösterirken Dr.Schacht Hitlerin yanında yer alarak Nazi kabinesinin en önemli adamı ve Hitlerin Maliye bakanıdır artık. 1936 Eylülünde Dr.Schacht Hitlerin savaş içindeki politikalarına işaret edecek Kafkasya güzergahında, bir dizi ülkeye ziyarete çıkarak. Bulgaristan, Romanya dan sonra Türkiye'ye de gelir. Almanya, Türkiye'nin tarafsızlık politikasından hoşlanmamakta ve Türkiyenin kendi yanında yer almasını istemektedir. Türkiye'nin direncini kırmak ve gözdağı vermek için Dr.Schacht'ın ziyareti esnasında yeni nesil bir Alman zırhlısı olan Emden de İstanbul limanını ziyaret eder. Dr. Schacht Ankarada Atatürk ile görüşmesine rağmen Atatürk ün kararı kesindir ve Türkiye savaş dışı kalacaktır. 1935 ten beri sağlığı iyi olmayan Atatürk'ün aklında halledilmesi gereken iki madde vardır. Birincisi Türkiye'nin savaşın dışında kalması ikincisi ise Hatay meselesidir. Hatay hayatına mal olacak ama Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalacaktır.
1938'in 10 Kasımında başlayan Türkiyenin sonbaharı 1939'ta savaşın patlamasıyla kışa dönüşüverir. Türkiye Cumhuriyeti ise açıkça genel bir seferberliğe hazırlıksız olsa da seferberlik ilan eder. Ekonominin ciddiye alınmamış ve bilenlerin olmaması yüzünden Varlık Vergisi gibi sosyal facialara sebep veren bir dizi alel acele kanun çıkartılır. Tüm halkın ve çiftçinin elindeki alınıp silolara toplanır. Karaborsa başını alıp yürür. Savaşın sona ermesiyle birlikte halkın elinden alınanlar depolarda çürüyüp gitmiş ve plansızlıktan Türkiye Cumhuriyeti maliyesi iflas bayrağını çekmiştir. Türkiyede ne halkı ne de askeri besleyecek kaynak kalmamıştır savaşın bitiminde. Türk devlet adamları ise bir süre sonra durumun farkına varıp paniğe düşerler ve de bu durumdan çıkış için çareler aramaya. İkinci Dünya Savaşından Avrupa ülkeleri bitmiş vaziyette çıkmışlar ve kendi dertleriyle uğraşmaktadırlar.
Dr. Schacht ise savaşın bitiminde müttefik kuvvetler tarafından Batı Berlin'de tutuklanarak yargılanmaya başlanmıştır. Amerikalılar kendisine ekonomist ve baba tarafından ABD tabiyetli oluşu ve bu serinin ikinci ☚ yazısında belirttiğim ilişkileri yüzünden sert davranmazlar. Yargılanmasını takip eden çok kısa bir cezaevi sürecinden sonra 1948'te serbest kalır. 1949'ta ise Dr. Schacht tekrar Alman Bankalar Birliğinin başında ve gelişmekte olan ülkeler ile ilgilenmektedir. Dr. Schacht dikkatini özellikle yakın doğu ve uzak doğudaki ülkelere odaklamıştır. Kişisel meraklarından ötürü de sık sık Endonezya yolu üzerinde Kahire'de kalmaktadır. Mısır devleti kendisine Kahire'nin biraz dışında saray yavrusu bir ev tahsis etmiş, o da zaman zaman Mısıra ekonomik konularda tavsiyelerde bulunmaktadır. Dr. Schacht dünya kauçuk kaynağı üzerinde önemli bir yere sahip olacak Endonezya Kalkınma Bankasının kurulmasıyla uğraşmaktadır. Tam burda savaştan bitik çıkmış Almanya'nın Endonezya'nın kalkınma derdine düşmüş olma çelişkisine dikkatinizi çekmek isterim. Bunun nedenini ise bu serinin ikinci ☚ yazısında yazmıştım. Savaşın sonunda ise Batı dünyası tarafından feci bir şekilde kazıklanmış ve Batıya karşı güveni bir daha hiç düzelmeyecek şekilde zedelenmiş yeni bir emperyalist güç dünya tarih sahnesine çıkar. Adı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yani Rusya dır. Rusya 17 Ekim Devrimi öncesi kanında hep var olan emperyalist politikalarına geri dönüş yapar Stalin ile birlikte. Türkiye'nin durumu ise vahimdir. Emperyalist Rusya ve bitmiş Avrupa arasında tamamen yalnız ve iktisaden çok zor durumdadır. Dünya sahnesindeki ikinci emperyalist güç ABD ise başkan Wilson'ın fikirleri yüzünden Türkiye'ye tamamen uzaktır. Bu durumun farkında olan Rusya ise 1945'te Türkiye'yi savaşla tehdit ederek Kars, Ardahan ve Van'ı Türkiyeden ister. Türkiye Cumhuriyeti savaştan kazasız belasız çıkmayı ümit ederken ...
Son bölümü yılbaşından önce yayınlayacağım.


Hikayemizin baş aktörü bugün Danimarka topraklarında kalan Tingleff kentinde 12 Ocak 1877 de dünyaya gelmiş bir Alman maliyecisi(fotoda sağda). Adı Hjalmar Horace Greeley Schacht.☚ Bu uzak görüşlü, hem akademisyen hem de teknokrat adamın adı kısaca Dr. Schacht(trk=Doktor Şaht). Bu adı, iktisatta öğretim üyesi bir kaç kişiden başkası tanımıyor zannediyordum bir zamanlar. Dr.Schacht'ı yakınlığım olan hocalarımdan öğrenip hakkında okumuş idim. Bu az bilinen tarihi gerçeğin bizler üzerinde uygulamaya geçirildiğini farkettiğim için sizler tarafından da belleklerinize yerleştirilmesini istedim. Zira bu realiteyi bilen ve bizi buna göre fütursuzca sevk ve idare edenler var. Bu bir ruh, başka bir nefes.. Öyle bir nefes ki İstiklal Savaşında bile vardı.. Ve hep var oldu..
Konunun anlaşılabilmesi için anılan kişiler ve olaylar hakkındaki bazı detayların sizler tarafından bilinmesinde yarar görüyorum. Bu anlayışla yazının içinde el işareti ile gösterilen en güvenilir kaynakları linkler ile bilimsel tabanı sağlam tutmaya gayret ettim. Gelelim Dr.Schacht in hikayesine;
1864 te Almanya Danimarkayı ilhak ettiğinde Dr.Schacht'ın babası ABD ye kaçarak amerikan vatandaşı oluyor ama daha sonra eşinin çağrısı üzerine Almanya'ya geri dönüyor. Yani 1877 de Dr.Schacht aynı zamanda amerikan vatandaşı bir babanın oğlu olarak dünyaya geliyor. Babası, amerikalı liberal gazeteci Horace Greeley den çok etkilendiği için küçük Schacht ın göbek adını bu gazeteciye atfen Horace Greeley olarak veriyor.
Dr.Schacht 1899 ta Almanya ve Paris teki eğitimini tamamlayarak ekonomi doktoru ünvanını alıyor. Özellikle 1860 tan itibaren Almanya, özellikle Afrika ve Yakındoğuda sömürge edinme derdine düşüyor. Dikkatinizi çektiyse bu bahse konu toprak parçaları Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde. Dr.Schacht ın uzmanlık alanları ise devletler arası borçlar, krediler ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri. 1903 yılında Dresdner Bank ta çalışmaya başlıyor. 1903 te fiilen hayata geçirilen ve başımıza ağır bir borç belası açan Bağdat Demiryolu☚ finansmanı ile ilgili hazırlanan raporlarda görüşleri var. 1905 yılında, yani işe başlamasından iki yıl sonra bankanın bazı üyeleriyle birlikte ABD de ticaret yapmaya başlıyor. Ve ne ilginçtirki ABD li banker ve işadamı J.P. Morgan, Alman kökenli ve Almanya da tahsil yapmış ABD devlet başkanı Theodore Roosevelt☚ ile sıkı ilişki içine giriyor. 1908 yılında ise Dresdner Bankasının direktörü oluyor. 1930 yılına kadar Alman Devletinin ekonomi ve iktisat konularında ileri gelen kurum ve bankalarında hep en üst düzeyde oluyor. 1930 yılında ise Reichsbank ın başına getiriliyor. Bu yıldan itibaren Nazi ileri gelenleriyle ilişkilerini sıkı tutmaya başlıyor. Aynı yıl Goering ile buluşmalarını sıklaştırarak Hitler ile de görüşme imkanı buluyor. Bu görüşmeden sonra Dr.Schacht ın yıldızı iyice parlayarak siyasete giriyor ve nazilerin yanında yer alıyor. Nazi Almanyasını ekonomik ve endüstriyel bakımdan güçlendirmek için tüm gücüyle çalışıyor.
Hitler görevine başlayışından henüz üç ay bile dolmadan, 1 Nisan 1933 günü başlayan Yahudi işyerlerine boykot hareketinin ardından 7 Nisan 1933 tarihinde Devlet Memuriyetinin Meslek Olarak İfasına Yeniden Dönüş Yasası’nı çıkartır. Safkan, yani Aryan ırkından olmayanların ve özellikle Yahudilerin veya rejim karşıtı (anti-nazi) olanların sindirilmesi, sırasıyla önce işlerinden, daha sonra toplum yaşamından soyutlanması ve nihayet yeryüzünden silinmeleri sürecinin yeşil ışığıdır bu yasa. Doğal olarak da, ilmin nur’undan korkan tüm rejimlerde olduğu gibi ilim ve bilim adamları ilk hedeftirler. Yahudi kökenli veya sosyalist eğilimli akademisyenler bilim ve irfan yuvalarından dışlanarak faaliyet görmeleri kısıtlanır, yasaklanır.
Almanya’dan, ve daha sonra Avusturya’dan, kaçan akademik kişiler sığınacak limanlar aramaktadırlar. Bu kişilere yardımcı olmak üzere New York’da Emergency Committee, Londra’da Academic Assistance Council gibi kuruluşlar faaliyete geçer. Kimi bilim adamları ABD’ye göç ederken Avrupa’da kalmayı yeğleyen çoğunluğun ilk durağı ise, belki de anadilleri olan Almanca lisanı hakim olduğundan, Zürih’tir. Mart 1933 de İsviçre’ye iltica eden, Frankfurt Tıp Fakültesi Patoloji Enstitüsü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Philipp Schwartz öncülüğünde Notgemeinschaft deutscher Wissenschaftler im Ausland - NdWA (Yurtdışındaki Alman Bilim Adamlarına Yardım Cemiyeti) adlı bir cemiyet kurulur
Aynı dönemde Türkiye’nin gündemini işgal eden temel sorunlardan biri de Üniversite Reformu’dur. II. Abdülhamid’in Ağustos 1900’de kurduğu Darülfünun-u Şahane 10 yaşındaki genç ve dinamik Türkiye Cumhuriyeti için Atatürk’ün hedef olarak belirttiği muassır medeniyet ilkesine cevap vermekten çok uzaktır. Maarif Vekaleti’nin (Milli Eğitim Bakanlığı) Haziran 1931 de başlayan ve çağdaş anlamda bir üniversite reformu amaçlı çalışmaları tam hızla devam etmektedir. Bu sırada Atatürk, tarafsız ve objektif bir rapor hazırlaması için Cenevre Üniversitesi’nden Pedagoji öğretim üyesi Prof. Albert Malche’i Türkiye’ye davet eder.
19 Ocak 1932’de Darülfünun’da kendisine ayrılan bölümde çalışmalarına başlayan Prof. Malche, öğretim üyeleri ve öğencilerle görüşerek, zaman zaman derslere ve hatta sınavlara girip durumu bilfiil gözleyerek düzenlediği 95 sayfalık geniş ayrıntılı değerlendirme raporunu2 29 Mayıs 1932’de takdim eder. Raporu okuyan Atatürk’ün yorumu kısadır: “Bildiğimiz başka, hakikat başka”. Raporun sonuç bölümünde özetle, Darülfünun’un kapatılmasını, fen ve bilimin güncelliğine uymayan öğretim üyelerinin tasfiyesiyle kadro açığının yurtdışından getirtilecek bilim adamlarıyla tamamlanmasını, disiplinli bir eğitim sisteminin yerleştirilmesini ve gelecek nesil öğretim üyelerinin yetiştirilmesini öngören rapor, 1 Haziran 1932’de Başvekil İsmet (İnönü), Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Dr. Tevfik Rüştü (Aras), Adliye Vekili (Adalet Bakanı) Yusuf Kemal (Tengirşenk) ve Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Esat (Sagay) Beylerin katıldığı beş toplantıda müzakere edilerek onaylanır. 6 Haziran 1932’de İsviçre’ye dönen Prof. Malche de yeni sistemde görev almak üzere bazı bilim adamlarıyla temaslarına başlar.
Türk hükümetinin kendisinin kovduğu kişilerle temas kurduğunu öğrenen Hitler 8 Mayıs 1933 günü Berlin’deki makamına öfkeyle gelerek “Benim ortadan kaldırmak istediğim bu Yahudi alayı’nı Mustafa Kemal koruyamaz. Buna müsaade veremem.” diye tehditte bulunur ve Atatürk’e “Bu komünist profesörleri ülkenize sokmayınız” mesajı gönderir. Atatürk bu bilgi kendisine iletildiğinde Hariciye Vekili Tevfik Rüştü (Aras) ve Maarif Vekili Dr. Reşit Galip’e “Bir onbaşı beni cinayetlerine alet edemez” diyerek Türkiye’ye sığınmak ve Türk Üniversitelerinde görev yapmak isteyen Alman profesörlerle ilgili işlemlerin süratlendirilmesi talimatını verir.
Ve Alman profesörler kafileler halinde özellikle İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesinin omurgasını oluşturmak üzere gelmektedirler. Einstein ın Atatürk'e yazdığı ünlü dilekçede☚ bu döneme rastlar. Atatürk Einstein ın da Türkiyede çalışmasını istesede Einstein ABD deki bilim ortamının daha gelişkin oluşu sebebiyle gelmez. Fakat dilekçesinde önerdiği 15 Tıp Profesörü ile 31 deneyimli Tıp Doktorunu Türkiye kabul eder. Çalışmalar ciddi anlamda hız kazanmıştır. Türkiye’de bu olumlu gelişmeler gerçekleşirken Hitler, İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı günlerde, Almanya ve Avusturya’da Nazi zulmünden kaçarak Türkiye’ye iltica eden bilim adamlarının ülkemizde ikametlerinden hala tedirgindir. Alman Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Herbert Scurla 1939 yılında Türkiye’ye gelerek Maarif Vekili Hasan Ali Yücel ile görüşür ve “Bu bilim adamlarını bize geri veriniz. Size Almanya’nın en parlak beyinlerini gönderelim” mesajını iletir. Ancak Türkiye, o an Avrupa’nın ve belki de dünyanın en güçlü devleti durumunda olan Almanya ile ilişkilerinin bozulması pahasına da olsa baskıya boyun eğmez ve profesörler görevlerine devam eder...

Konunun anlaşılabilmesi için anılan kişiler ve olaylar hakkındaki bazı detayların sizler tarafından bilinmesinde yarar görüyorum. Bu anlayışla yazının içinde el işareti ile gösterilen en güvenilir kaynakları linkler ile bilimsel tabanı sağlam tutmaya gayret ettim. Gelelim Dr.Schacht in hikayesine;
1864 te Almanya Danimarkayı ilhak ettiğinde Dr.Schacht'ın babası ABD ye kaçarak amerikan vatandaşı oluyor ama daha sonra eşinin çağrısı üzerine Almanya'ya geri dönüyor. Yani 1877 de Dr.Schacht aynı zamanda amerikan vatandaşı bir babanın oğlu olarak dünyaya geliyor. Babası, amerikalı liberal gazeteci Horace Greeley den çok etkilendiği için küçük Schacht ın göbek adını bu gazeteciye atfen Horace Greeley olarak veriyor.
Dr.Schacht 1899 ta Almanya ve Paris teki eğitimini tamamlayarak ekonomi doktoru ünvanını alıyor. Özellikle 1860 tan itibaren Almanya, özellikle Afrika ve Yakındoğuda sömürge edinme derdine düşüyor. Dikkatinizi çektiyse bu bahse konu toprak parçaları Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde. Dr.Schacht ın uzmanlık alanları ise devletler arası borçlar, krediler ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri. 1903 yılında Dresdner Bank ta çalışmaya başlıyor. 1903 te fiilen hayata geçirilen ve başımıza ağır bir borç belası açan Bağdat Demiryolu☚ finansmanı ile ilgili hazırlanan raporlarda görüşleri var. 1905 yılında, yani işe başlamasından iki yıl sonra bankanın bazı üyeleriyle birlikte ABD de ticaret yapmaya başlıyor. Ve ne ilginçtirki ABD li banker ve işadamı J.P. Morgan, Alman kökenli ve Almanya da tahsil yapmış ABD devlet başkanı Theodore Roosevelt☚ ile sıkı ilişki içine giriyor. 1908 yılında ise Dresdner Bankasının direktörü oluyor. 1930 yılına kadar Alman Devletinin ekonomi ve iktisat konularında ileri gelen kurum ve bankalarında hep en üst düzeyde oluyor. 1930 yılında ise Reichsbank ın başına getiriliyor. Bu yıldan itibaren Nazi ileri gelenleriyle ilişkilerini sıkı tutmaya başlıyor. Aynı yıl Goering ile buluşmalarını sıklaştırarak Hitler ile de görüşme imkanı buluyor. Bu görüşmeden sonra Dr.Schacht ın yıldızı iyice parlayarak siyasete giriyor ve nazilerin yanında yer alıyor. Nazi Almanyasını ekonomik ve endüstriyel bakımdan güçlendirmek için tüm gücüyle çalışıyor.
Hitler görevine başlayışından henüz üç ay bile dolmadan, 1 Nisan 1933 günü başlayan Yahudi işyerlerine boykot hareketinin ardından 7 Nisan 1933 tarihinde Devlet Memuriyetinin Meslek Olarak İfasına Yeniden Dönüş Yasası’nı çıkartır. Safkan, yani Aryan ırkından olmayanların ve özellikle Yahudilerin veya rejim karşıtı (anti-nazi) olanların sindirilmesi, sırasıyla önce işlerinden, daha sonra toplum yaşamından soyutlanması ve nihayet yeryüzünden silinmeleri sürecinin yeşil ışığıdır bu yasa. Doğal olarak da, ilmin nur’undan korkan tüm rejimlerde olduğu gibi ilim ve bilim adamları ilk hedeftirler. Yahudi kökenli veya sosyalist eğilimli akademisyenler bilim ve irfan yuvalarından dışlanarak faaliyet görmeleri kısıtlanır, yasaklanır.
Almanya’dan, ve daha sonra Avusturya’dan, kaçan akademik kişiler sığınacak limanlar aramaktadırlar. Bu kişilere yardımcı olmak üzere New York’da Emergency Committee, Londra’da Academic Assistance Council gibi kuruluşlar faaliyete geçer. Kimi bilim adamları ABD’ye göç ederken Avrupa’da kalmayı yeğleyen çoğunluğun ilk durağı ise, belki de anadilleri olan Almanca lisanı hakim olduğundan, Zürih’tir. Mart 1933 de İsviçre’ye iltica eden, Frankfurt Tıp Fakültesi Patoloji Enstitüsü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Philipp Schwartz öncülüğünde Notgemeinschaft deutscher Wissenschaftler im Ausland - NdWA (Yurtdışındaki Alman Bilim Adamlarına Yardım Cemiyeti) adlı bir cemiyet kurulur
Aynı dönemde Türkiye’nin gündemini işgal eden temel sorunlardan biri de Üniversite Reformu’dur. II. Abdülhamid’in Ağustos 1900’de kurduğu Darülfünun-u Şahane 10 yaşındaki genç ve dinamik Türkiye Cumhuriyeti için Atatürk’ün hedef olarak belirttiği muassır medeniyet ilkesine cevap vermekten çok uzaktır. Maarif Vekaleti’nin (Milli Eğitim Bakanlığı) Haziran 1931 de başlayan ve çağdaş anlamda bir üniversite reformu amaçlı çalışmaları tam hızla devam etmektedir. Bu sırada Atatürk, tarafsız ve objektif bir rapor hazırlaması için Cenevre Üniversitesi’nden Pedagoji öğretim üyesi Prof. Albert Malche’i Türkiye’ye davet eder.
19 Ocak 1932’de Darülfünun’da kendisine ayrılan bölümde çalışmalarına başlayan Prof. Malche, öğretim üyeleri ve öğencilerle görüşerek, zaman zaman derslere ve hatta sınavlara girip durumu bilfiil gözleyerek düzenlediği 95 sayfalık geniş ayrıntılı değerlendirme raporunu2 29 Mayıs 1932’de takdim eder. Raporu okuyan Atatürk’ün yorumu kısadır: “Bildiğimiz başka, hakikat başka”. Raporun sonuç bölümünde özetle, Darülfünun’un kapatılmasını, fen ve bilimin güncelliğine uymayan öğretim üyelerinin tasfiyesiyle kadro açığının yurtdışından getirtilecek bilim adamlarıyla tamamlanmasını, disiplinli bir eğitim sisteminin yerleştirilmesini ve gelecek nesil öğretim üyelerinin yetiştirilmesini öngören rapor, 1 Haziran 1932’de Başvekil İsmet (İnönü), Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Dr. Tevfik Rüştü (Aras), Adliye Vekili (Adalet Bakanı) Yusuf Kemal (Tengirşenk) ve Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Esat (Sagay) Beylerin katıldığı beş toplantıda müzakere edilerek onaylanır. 6 Haziran 1932’de İsviçre’ye dönen Prof. Malche de yeni sistemde görev almak üzere bazı bilim adamlarıyla temaslarına başlar.
Türk hükümetinin kendisinin kovduğu kişilerle temas kurduğunu öğrenen Hitler 8 Mayıs 1933 günü Berlin’deki makamına öfkeyle gelerek “Benim ortadan kaldırmak istediğim bu Yahudi alayı’nı Mustafa Kemal koruyamaz. Buna müsaade veremem.” diye tehditte bulunur ve Atatürk’e “Bu komünist profesörleri ülkenize sokmayınız” mesajı gönderir. Atatürk bu bilgi kendisine iletildiğinde Hariciye Vekili Tevfik Rüştü (Aras) ve Maarif Vekili Dr. Reşit Galip’e “Bir onbaşı beni cinayetlerine alet edemez” diyerek Türkiye’ye sığınmak ve Türk Üniversitelerinde görev yapmak isteyen Alman profesörlerle ilgili işlemlerin süratlendirilmesi talimatını verir.
Ve Alman profesörler kafileler halinde özellikle İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesinin omurgasını oluşturmak üzere gelmektedirler. Einstein ın Atatürk'e yazdığı ünlü dilekçede☚ bu döneme rastlar. Atatürk Einstein ın da Türkiyede çalışmasını istesede Einstein ABD deki bilim ortamının daha gelişkin oluşu sebebiyle gelmez. Fakat dilekçesinde önerdiği 15 Tıp Profesörü ile 31 deneyimli Tıp Doktorunu Türkiye kabul eder. Çalışmalar ciddi anlamda hız kazanmıştır. Türkiye’de bu olumlu gelişmeler gerçekleşirken Hitler, İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı günlerde, Almanya ve Avusturya’da Nazi zulmünden kaçarak Türkiye’ye iltica eden bilim adamlarının ülkemizde ikametlerinden hala tedirgindir. Alman Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Herbert Scurla 1939 yılında Türkiye’ye gelerek Maarif Vekili Hasan Ali Yücel ile görüşür ve “Bu bilim adamlarını bize geri veriniz. Size Almanya’nın en parlak beyinlerini gönderelim” mesajını iletir. Ancak Türkiye, o an Avrupa’nın ve belki de dünyanın en güçlü devleti durumunda olan Almanya ile ilişkilerinin bozulması pahasına da olsa baskıya boyun eğmez ve profesörler görevlerine devam eder...
