{ margin-top:0px; position: relative; top: -50px; }

Rodos

Yazar ali ikizkaya 18.05.2010 Circa


Hani " herşey nasıl başlarsa öyle gider " derler ya, bu yeni yazı dönemi de öyle geçecek gibi görünüyor. Kısa cümlelerin metinleri ya da alıntılarla. Akıntıyla sürüklenirken tutunmak dahi istemeyiş. Belki tarif etme yorgunluğundan, belki de yetememekten. Bir tür yetersizlik. Alıntılar, duyguların ifade edilemediği anlarda alınan renkli küçük haplar benzeri. Aşağıdaki seçki benim ruhumu hep meşgul eden bir çok öğeyi içinde bulundurduğu için alıp başucuma koyma gereği, sebebini bilmediğim bir arzu duydum. Hakkım olmasa da garip bir şekilde sahiplendim. Gelip bu yazı için bana, " Yapamazsın !" deseler bile kafa tutarım. İlk defa olmuyor bu bana ve içinde bana da ait şeyler var.. Hissettiklerim, eski bir tanıdıkla, ya da dağıtılmış oraya buraya savrulmuş kabilenizin bireylerinden başka pek de kimsenin bilmediğini zannettiğiniz o lisanı konuşan bir kabiledaşınızla karşılaşmak gibi. Sıkıca sarılıp derin-derin içinize çekiyorsunuz kokusunu her yerinize sinmesi için. "Yalnız değilim ben" diyebilmek için ..Yıllar yılı kafanıza yerleştirilenin aksine, ayrık otu veya eğrelti olmadığınızı düşünüyorsunuz rastladığınız anda. Sakat yaşanmış uzun yıllardan sonra olmayan o uzvunuzun iadesi gibi .. Gecikmiş fakat gerçekleşmiş bir tanışma ritüeli. Eksik olanı getiren iki insana derinliği tahmin edilemeyecek, iç yangınından öte bir ateşin yakışıyla saygı duyuş. Teslim olma ikliminde bir şükran .. Bu hikayedeki iki insanın, elleriyle ruhunuzun duvarlarına bedeli kendi yaşamları olmuş dokunuşları. Hiç bir yakınlığım olmamasına rağmen Cenk'e ve Rodos'a karşı kendimi borçlu hissediş ve talep etmemiş olsalar da son bir görev benden onlara. Aşağıdaki satırların yazılı olduğu bir kağıt gemiyi suya bırakış Rodos'un/Rodos'a varması için... Onların, içinde Yolculuk, Ege, Rodos, Kediler, Deniz kızları ve Vasiyet olan hikayelerini Rodos'a yakın bu kıyıdan Cenk için Rodos'una okuyuş.. Batı rüzgarlarıyla Rodos'a ulaşması, kavuşmaları için ... Aşağıdaki hikaye için bana bir ceza keseceklerse eğer, ben de kafamı uzatırım aynı Rodosla Cenk'in yaptığı gibi...

İkarus İçin
Cenk ve Rodos’un Hikayesi / KÜÇÜK İSKENDER

Vasiyet sözcüğüne karşı nasıl bir tavrınız vardır;
Bizde hukuksal açıdan geçerli ve yerinde bir kavram gibi görünmese de, sokaktaki insana göre belki de Dışarı’da algılandığı biçiminden çok daha anlamlı. Avukatların önünde kasalar, mektuplar, gizli belgeler açılmıyor vasiyet dendiğinde bu ülkede;
bırakılan küçük bir not, telefonda alınan bir söz yetiyor vasiyet karşısında suskun, hüzünlü kalakalmanıza. Bu sorumluluğu hak etmekle, bu vasiyetin yerine getirilmesi zorunlu zaman dilimini yaşamaya mecbur bırakılacağınızın işaretleriyle yüzleşmekle, bir yakınınızın sizi bırakıp gideceğinin çaresizliğiyle çok önceden tanışıyor ve hayat meseleleri hakkında işkilli davranmanın ölüme yanıt olmadığını, olamayacağını bir kez de farklı bedeller ödeyerek öğreniyorsunuz.

Çünkü miras değil bir yarım bırakılmışlık, eksiklik paylaşılıyor, paylaştırılıyor.

Arkada kalanl(ar)ın bırakılan vasiyet önündeki trajedisi mühim:
Son bir isteğin gerçekleştirilmesi. Giden kişinin hayattayken özlediği, beklediği, önemsediği bir şeyi gerçekleştirme ödevi. Yaşayan insanların, yaşamaya devam edecek insanların ayrılanlar için yüklendikleri bir ödev.

Cenk Koyuncu (1967 – 2006),eşi Rodos’u kaybettikten sonra sürekli hatırlattı bana:
“Rodos hakkında bir yazı yaz, Varlık’ta ya da Yasakmeyve’de yayımlansın.”

Sanırım amacı, Rodos’un şu kısa yeryüzü konukluğunun şiirle süslü yanlarının okurca bilinmesi, dahası idrak edilmesiydi. Güzeldi Rodos. O büyük gövdesine yayılan hoş bir kahkahası, insanı umutlandıran bir dikkati, kontrollü bir merakı, sahiplendiği kişilere yönelik incelikli bir eğitmen edası vardı. Onu en çok kedilerden korkarken hatırlayacağım; korku da denmez ona, infial daha doğru.

Cenk, Rodos’un ardından kutularca ton balığı taşıdı evime: ”Rodos çok severdi. Bol bol alır, yığardık buzdolabına; parasız kaldığımızda dolapta olsun diye.” Dediydi Cenk. ”Ben pek sevmem,yiyemem de zaten artık.”

Birbirlerine birbirlerinin cenazelerinde şık olma garantisi verdiklerinde hangisinin önce yola çıkacağını bilemezlerdi: Önce Rodos gitti. Peşinde ilaçla ayakta duran, hayatında belki de en nefret ettiği takım elbiselerini giymiş bir Cenk bırakarak. Cenk’e takım elbise hiç yakışmamıştı; Cenk’e takım ruhu da hiç yakışmıyordu ki:
Cenk özgündü. Cenk sürüden kopmuştu. Cenk, polis babasının intiharı, annesinin ölümü, uzun saçları ve sakalları arasına sakladığı tek kulağıyla Ortadoğu’da başka bir Van Gogh’tu. Rodos’un cenazesinde yalnızca bizim gözlerimizin aradığı kimi eski arkadaşlarının yokluğu yıpratamadı Cenk’i. Önce basit bir şişkinlik yalanıyla başlayan tümör, İstanbul’daki doktorlarca sökülüp alındı ondan.

Gidişinden birkaç gün önceki konuşmamızda, Rodos için yazmamı üsteledikten sonra:

“Yanlış teşhisin kurbanı oldum. Hayatta insan korkularıyla yüzleşirmiş. Gırtlağımı delme ihtimalleri var. Çok korkuyor ve istemiyorum.” diyebilmişti. O korkunç deliği açamadılar Cenk’e. O konuşmamızdan beş gün sonra kovulur gibi gitti dünyadan. Muhtemel ki Rodos’a yerleşti. Son aylarda hep gitmeyi için için tasarladığı yere.

Eskiz’ini çıkarttığı mücadelesi Son Kişot olarak bitti. Yel Değirmenleri onu Kadıköy’den, Beyoğlu'ndan söküp kopartıp Akdeniz’e, Antalya’ya, denizin kenarına sürükledi. Sevdiği bir film, bir şarkı kalmadı bizlere. Tanıştığımız günlerdeki Enis Batur koleksiyonerliği bir ihtimal.

‘Tılsım ve Trajedi’ miydi onu bağlayan, sonradan hüzne teslimiyetiyle bize teslim edeceği ?! Bilemeyiz. Borçlu değil, alacaklıydı bu çift.

Birlikte Nevizade’de eğlendikleri bir gecenin sabahında Rodos’un mide bulantısı ile başlayan kalp krizi belki de parasızlık nedeniyle yetişemedikleri hastanenin koridorlarında tümöre dönüşüp öyle nüfuz etti Cenk’e. Gidgide bir epidemiye benzeyen duyarsızlık saltanatı onlarında kellesini istedi. Uzattılar başlarını karı koca.

“biraz daha kalsam, biraz daha mı can verecektim ?” diye yazmıştı Rodos samimiyetini döktüğü Şüpheliler Antolojisi kitabında. Cenk’e adadığı bir şiirinde ise “sanma ölüyorum, zannetme / bir daha açmam “ diyordu. Elbette Rodos’a inanmadı Cenk:

Yola çıktığımda yoldan çıktım ben!
Biliyorum karşılayacak beni yolun sonunda
anlayacağım o an,akrep de benim semender de.
Bu fırsatı kimseye vermem kendimden başka
ölümlerden ölüm beğeneceğim.
birkaç mektup birkaç eşya bırakacağım dostlarıma
sevgilimi kendisine emanet edeceğim
ya kitaplarım,layığını bulurlar mı ? Üzüleceğim.
Kefenin cebi yok biliyorum
yalnızlığımı kendimle götüreceğim

“ Kitabe-i Ceng-i Mezar’ında. Ölüme tek ödevim kaldı / ona çalışıyorum!” dediğinde Enis’in Trajedisini, Rodos’un yüzme bilmeyen Deniz Kızlarını, kendi ödevini bu yazıda anlatamadığım biçimde tamamlayıp bize bıraktı. Belki ona blues yakışır artık.

Vasiyetti: O yüzden yazmadım. Dostlarım! Belki yalnızca siz ikiniz şiirdiniz, biz geride kalanlar hikaye.

KAYNAK: Yasakmeyve Şiir Dergisi / Temmuz-Ağustos 2006 from ŞİİR AKŞAMLARI by Ata
Ata'ya Sonsuz teşekkürler bu metinden haberdar ettiği için.

edit post

5 yorum:

  1. ELİF..den on Mayıs 21, 2010 dedi ki...

    Ali bey,çok defa giriyorum blogunuza ama çok karışık geliyor.Hangi yazınız güncel,çıkmıyor yada çıkıyorda ben mı göremıyorum..
    Bu şablonu tutmadığımı söylesem kırılmazsınız değil mi?
    Çok karışık...

    YanıtlaSil
  2. Ali İkizkaya on Mayıs 21, 2010 dedi ki...

    Sevgili Elif !
    Her şeyden önce hiç bir şekilde kırılmadım. Bilakis çok sevindim.
    Eğer bana aliikizkaya@gmail.com adresine yazarsan çok sevinirim. Zira güzel bir şey yapmaya çalıştım. Bir okuyucu olarak fikirlerini gerçekten almak isterim. Çünkü tepkin gerçekten önemli.
    Sevgiyle ...

    YanıtlaSil
  3. Derinime dokundu bu yazılar...hayatın terk edeceğimiz bir oyun alanı olduğunu bile bile, ve yalnızlığımızı da yanımıza alıp gideceğimizi; bir yuva, bir kabile, samimi dostluklar ve arkadaşlıkların özlemi içindeyiz hepimiz. Hayatı değerli kılan da belki bu. Hayata iyi ki gelmişiz dedirten de....

    Eski kabilemden bir "kabiledaşla" burada, bambaşka bir dünyada yeninden karşılaşmış olmak ne güzel bir armağan...tekrar tekrar sıcacık bir merhaba sevgili Ali İkizkaya. Aslında, eskiden aynı kabilede olduğumuza dair bir izi de şu an farkettim: Benim evlendikten sonraki soyadım, oldu Başkaya:! Kayalık bir yerlerden gelmiş olmayalım sakın?:),
    Şaka bir yana, doğaya, hayvana ve insana yakın duruşumuzdan belli herşey...

    Kabile sevgi ve saygımla:)

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Fuliyama !
    Ben hiç böyle şeyler yapmam ama benim en sevdiğim kendi metinlerimden bir tanesi bu. Zaman zaman gelip okur ağlarım. Her gelişimde aynı şeyleri hissederim. Ve bu yüzden doğru yazmış ifade etmişim derim kendime. Bir ikiyi geçmez bu tarz olanlar.
    İlginçtir bu tür metinler bende en az yorumu alıp hiç far edilmeyenlerdir. Böylesi daha güzel. Arka bahçe gibi özel kalıyorlar.
    Ne çok dolduruyoruz ceplerimize değil mi ? şu dünya yaşantısında.. hem de bile bile yapıyoruz bunu. Gelirken de giderken de yanımızda sadece yalnızlık var. Bir de aklımızda güzel hikayeler.. güzel hikayelerin güzelim insanları.
    Sen de benim için bir hediyesin. İçten, içinden geldiği gibi karşısındakini tüm doğallığı ve sadeliğiyle derinliğine anlayabilen bir insan-kızı ile tanış ve aynı kabileden oluşu bilebilmek.
    Aslında senin türünden bir insan-kızı daha var ama o kendisini şimdilerde cezalandırıyor ve susuyor. Belki de küstü ve çocukça bir hisle yatağın altından bizi dinliyordur. Eminim bir gün çıkacak olduğu yerden.
    Evet bizim kabilenin insancıkları yüksekleri ve yüksek yerlerde oturmayı, yüreklerini rüzgarla yıkarken evrene saygı duymayı ve enginlere uzun uzun bakıp yanlarında olmayan kabiledaşlarını düşünmeyi severler.
    Dediğin gibi, ilginç. Evren her zaman muhteşem matematiğiyle her zaman mükemmel noktalar ve bağlar çizer.
    Sana, eşine ve evdeki tüm canlılara Zümrüt ve Geceye Sevgiler.
    Merhaba.. Hoş Geldin..

    YanıtlaSil
  5. Rodos Göksel Nurcan Koyuncu , benim öz ablamdı , Cenk Koyuncu ise eniştem... Babamdan sonra yitirdim ikisini de peşpeşe.
    şimdi susuyorum geceye ve güne.
    Onlar hakkında ne anlatılsa ne düşünülse boş ve ben onlarla yaşıyordum ne içerler ne yerler ne giyerler ne seyrederler,,
    Ruhum Karanlık ve dar
    Yüreğimde cinnet var.
    Bu da ablamın bana itaf ettiği şiirinin son dizeleri,
    Başka ne denir ki?
    A. Lanen Nurcan

    YanıtlaSil

Sevgili Okuyucu!
Burada yazılanların tamamı birbirimize kimi zaman buruk kimi zaman ise hoşça vakit geçirtmek ve geçirmek arzusu ile yazılmış hikayelerden öte bir şey değil. Bu dünya yolculuğumuzda birbirimize hikayeler anlatıyoruz. Beğenenler birlikte yürümeye devam ediyorlar. Amaçsa bir farkındalık yaratarak önümüzden geçenleri görebilmek. Bakmakla Görmek arasındaki derin farkı vurgulamak veya izah etmeye çalışmak gücümüzce.Söylediklerimin altındaysa paylaşma arzusundan gayri hiç bir şey yok.

Yüzünüz hep ışığa ve sevgiye doğru olsun.

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin

© Petit Prince Template by Petit Prince For Petit Prince Blog