{ margin-top:0px; position: relative; top: -50px; }

Ardıç Ağacı ve Dolmakalem

Yazar ali ikizkaya 12.05.2009 Circa

Hiç kendimize " Neden ve ne için yazıyoruz ? Nasıl bir dürtü bu ? " sorularını sorduk mu ? Ya da yazmak eyleminin içinde neler gizlendiği üzerine kafa yorduk mu ? Zahmet dahi etmediysek benim kedi merakım bunlar ...


웃- Yazma isteğinin sebebi belki de insanın soyunu sürdürme güdüsü gibi bir şey.
웃- Geride iz bırakabilmek endişesinin doğurduğu unutulmak korkusu.
웃- Bir farklılık, başka bir bakış açısı sunmak istemek.
웃- Ve belki de en tehlikelisi tatminsizliğin tatminine çalışmak, yukardakilere sığınarak.

Bize yazdıran yukardakilerden biri ya da farklı birşey olsa da en masumane haliyle dahi bir "İtirazın" olması lazım yazmak için. Bir şeylere karşı gelmek, isyan. Aykırı olduğunu bilmek ve hissetmek. Karşılıksız ve değersiz hissetmek kendini. İspat. Anlaşılmamak. Anlaşılamadığını söylemek. Ve bunu söylemekle yetinmeyip, yazmak. Çizgilere, sembollere dökebilmek. Sözle anlatılamayanları.. Çizgiler ile bir kere daha ifade etmek, daha bir anlaşılır olmak için.
Fakat kime ?.
Yazmak eylemi için en az iki kişinin olması lazım ki Okumak fiili oluşsun. Yani yazan veya yazar okunması için yazıyor. En masum beklentisi bu. Okunabilmek ve anlaşılabilmek. Bir diğeri yada başkası tarafından algılanabilmek için yazıyorsak eğer.
Eyvah ! Yalnızız !.
İnsanoğlu sesine ses ister, yazdıklarının ise okunmasını ...
Yazıyoruz çünkü yapayalnızız. Kimilerimiz ten yalnızı, kimilerimiz ruh yalnızı, kimilerimiz ise ilgi yalnızı. Bazılarımız sevgi, bazılarımız da şevkat yalnızı ...
Fakiriz. Eksik olanlar ya da hiç olmayanlar var bizlerde. Yazarak belki de sokak ağzıyla dileniyor veya nazikçe rica ediyoruz. Yazıyor ve bekliyoruz. Velhasılı kocaman bir siyah oda ve bizler YALNIZ ız. Eksiğiz şen kahkahamız arş-ı alaya çıksa da. Palyaçonun güldürürken ağlaması gibi. Blog lar, FaceBook, web sayfaları. Sanal ne bulursak. En ince ayrıntıya varana değin oraya buraya karalayıp duruyoruz.
Fark edilmek istiyorum, beni fark edecekmi ? Edeceklermi ? diyerek. Yığınların arasından zıplayıp duruyoruz. El sallıyoruz "Ben Burdayım", "Beni Gör" diyerek. Yazıyoruz, "Ben de bunlar var, içimde olanlar, yollarda biriktirdiklerim, yüreğimdekiler, avucumdakiler bunlar" demek için.
Eğer seversen sen ? bende olanları.
Ve değiş tokuş etmek istersen okumakla ?. Yazarım o zaman fark edildiğim ve en makbulü anlaşılabildiğim için. Yalnız kalmaz, sosyalleşiriz mi ? o zaman. Ya da yalnız olmadığımızı Zannederiz bu sanal ortamda. Zannetmek. Aslında olmayan bir şeyi varmış gibi kabul etmek. Aldatmak kendimizi. Nasıl olsa Yalanların zararlı olmadığını öğrendik bir kere. Önemli olan BEN. Tanışır tanışmaz bir birimize sorduğumuz "MSN'in ne ?", "email ini versene?" soruları. Kimse kimsenin adresini bilmiyor. Sanal aleme uygun bir yapılanmanın dayattığı elzem soruları soruyoruz.
Elektronik postanın içine bir koku, kenarına buse konmuş ufak bir mendil, bir tutam saç, bir çikolata yaldızı ve göz yaşı konulabilirmi ? Kaçımız son beş yılda mükemmel bir kağıda siyah bir mürekkep ile dolu dolmakalemin tuttuğu bir el(kalp-gönül) ile yazılmış bir mektup alabilme şansına sahip oldu ?. Posta kutusunda bulabilme sevincini yaşadı ? Ya da biz bu sevinci birisine yada birilerine yaşattıkmı ? Çiftlerin evde kendi aralarında yazıştıkları bir posta kutuları varmı? Oraya birbirlerini ne kadar sevdiklerini, özlediklerini ve biricikliklerini yazıp atıyorlarmı ? Birlikteliklerinin geçmişine dair sağlam ayak izleri oluşturuyorlarmı ? Ya da güzel bir dolmakalem ile yazılan mesajların olduğu ortak bir sevgi defterleri ...
Çocuklar artık dolmakalemin bir yazı aracı olduğunu sadece el işi dersinde öğreniyorlar. Ne kadar acı !
Güzel defterler olmalı bizden geriye.. o ana değin okunmamış. Buruşmuş ellerimiz bir gün saten bir kurdela ile bağlanmış mektupları okşamalı. Gözlerimiz onları okuma şansını tekrar tekrar yakalamış. Geçmişimizin acı, tatlı bir sürü parçasını hırpalanmış hafızamızda tekrar tazelemeli belki bir tebessüm belki de iki minicik damlayla yanaklarımızda. Bizi biz yapan parçalar, hatıralarımız, bizi sevenlerin izleri, biri fişi çeker ise yok olmamalı. Biz bu şansı onlara vermemeliyiz. Yazmalıyız hak edenlerin hak ettikleri gibi ...
Cici Anne huzur evine gitmeyi büyük bir olgunlukla kabul ettiğinde, evden çıkmadan önce yanına sadece Sevgili Sevgilisi(Öteki Yarısı) nın mektuplarını koyduğu Ardıç ağacı kutuyu almıştı. Ardıç ağacı, içine her ne konulursa kendisi gibi güzel kokutur. Zor işlenen, sert bir ağaçtır. Eski zamanlarda Anadolu'da ki Gelin Hanımların mutlaka Ardıç tan bir çeyiz sandığı olurdu. Sonsuza değin saklamak için elleriyle hazırladıklarını ve yeni evinde sahip olduklarını.
Ardıç Ağacı, duvarı bitirdiği gibi kağıdı da çürüten rutubete mukavemetlidir. İyi korur içine konulanları
Ve çok uzun yıllar yaşar ve yaşatır içine konulan sevgileri.


edit post

6 yorum:

  1. Ne kadar güzel bir yazı..içten ve sıcak, bir ağaç gibi doğal, olduğu gibi....
    Paylaşımlarınız için sonsuz teşekkürler, sevgiyle...

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Fuliyama !
    Ardıç ı sevmiş olman ve bu metnin sana sıcacık şeyler hissettirmesi amacına ulaştığını gösteriyor bu yazının, Ardıç'ın. Ardıç gibi bu metinde tamamen içsel ve doğaya ait bir malzemeyle yazıldı.. Ardıç ta sana umarım sen ona bir gün sarıldığında sırrını ve sevgisini fısıldar. İyice sımsıkı sarılır isen ve olabildiğince kulak kabartırsan ağaçlarında konuştuğunu duyarsın.
    Geceye Zümrüte papi papi ve
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  3. Ağaçlara sarılmayı ne çok severim..nefeslerini, seslerini dinlemeyi...bazen de hüzünlerini, benden uzun hayat hikayelerini dinlerim. Balçova'da eşimle sık sık yürüdüğümüz ormanlarda, kadın bendenli bir ağaç vardır mesela, adının Defne olduğuna inandığım. Onunla ne çok sohbetim olmuştur bir bilseniz...

    http://fuliyama.blogspot.com/2008/04/daphne.html

    benim gibi düşünen ve hissedenleri tanıdıkça sevincim kat kat artıyor, gönülden teşekkürler ve Zümrüt&Gece'den miyav miyav sevgiler:)

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Fuliyama !
    Ağaçlara sırtını dayamak, güvenmek ve sığınmak. Üzüldüğünde, sevindiğinde ve hiç anlaşılamadığını düşünüp yalnızlığını paylaşmak istediğinde sarıldığın bilge ve sevecen ağaçlar. Üç element; hava su toprağın kızı bilge ve sevecen ağaçlar.
    Benim içinde aynı familyadan olan kabiledaşlarımı bulmak büyük sevinç.
    Evdeki herkese çok çok sevgiler... miauuvv.. Mutlu huzurlu yaşayın.

    YanıtlaSil
  5. :) benim ne çok kullandığım bir kelimedir kabile, en yakın arkadaş çevreme taktığım isimdir:) Sizden tekrar duymak şaşırtmadı, ama çok sevindirdi:)
    Selamlar ve sevgiler!

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Fuliyama !
    Geçen gün Timbiktu ya yazdığım mektupta bizim kalibaleden bir kız çocuğuna(senden) rastladığımdan bahsetmiştim. :)
    Evet çok kullanırım ve bana daha sıcak gelir. İçinde dayanışma, sevgi, şevkat, paylaşma her şey vardır. O gizli lisanı konuşurlar.
    Eğer okumak istersen kabile hakkında düşündüklerimi;
    http://aliikizkaya.blogspot.com/2010/05/rodos.html
    Sevgiyle ve evdeki herkese sevgiler...

    YanıtlaSil

Sevgili Okuyucu!
Burada yazılanların tamamı birbirimize kimi zaman buruk kimi zaman ise hoşça vakit geçirtmek ve geçirmek arzusu ile yazılmış hikayelerden öte bir şey değil. Bu dünya yolculuğumuzda birbirimize hikayeler anlatıyoruz. Beğenenler birlikte yürümeye devam ediyorlar. Amaçsa bir farkındalık yaratarak önümüzden geçenleri görebilmek. Bakmakla Görmek arasındaki derin farkı vurgulamak veya izah etmeye çalışmak gücümüzce.Söylediklerimin altındaysa paylaşma arzusundan gayri hiç bir şey yok.

Yüzünüz hep ışığa ve sevgiye doğru olsun.

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin

© Petit Prince Template by Petit Prince For Petit Prince Blog