{ margin-top:0px; position: relative; top: -50px; }

Hayat Ki Nafile, Asl Olan

Yazar ali ikizkaya 29.06.2009 Circa

İnsanoğlu nasıl ikinci bir mesleğe çekilir, adam olma yolunda ?. Hiç denenmiş midir ? Sadece maddi nafaka gailesiyle mi bir meslek sahibi olunur ? Adam gibi adam olabilmek için bu ikinci zanaate; yaşa, zamana ve mekana bakmaksızın talip olan insan, yoksa kendinde bir eksik görmüş ya da hissetmiş olabilir mi ? Bir başka ifade ile kendi mükemmelini, hayatını kazandığı mesleğiyle gerçekleştiremeyeceği bilincinin itilimiyle, bu amaç için bir yol arayışı mıdır ? Haller böyle ise bir eksik mi vardır ?
sorularına cevap aradığı, ordan oraya ustalara, mürşitlere, gönül sohbetlerine kendini attığı dönemlerdi. Kendisini Tanju Koray adında bir ustanın yanına çırak ettiler, eti senin kemiği benim düsturuyla. Tanju Koray Ustasının da bir ustası vardı, Sahir Talat adında. Sahir Usta ufacık tefecik bir adam, yolda gör dikkatini çekmez bir ustalar ustası. Meslek hayatına taşçı olarak başlamış ama zaman içersinde ilmini ilerletip usta sonra da mimar olmuş. Tam tamına yedi lisanı, klasik edebiyatları dahil yazar ve konuşur, bir adam gibi adam. Hatta bir keresinde, Atina'da bir antik mabedde; konuştuğu klasik Yunancayı Atina'lılar ayakta alkışlamıştı. Bir koca çınar ki saramassın gövdesini, ne kollar kavuştursan ne de ilimle. Benim ustamda Sahir ustasının yaptığı okul ve mabed gibi insan merkezli binalarda çatı ustası. Sedir nerde bulunur, iyisi hangisidir, nasıl yüzyıllar dayanır, nasıl çakılırki çökmez dursun hepsini bir iyi bilir. Çırak ustasının eteğine, ustası da ustasının eteğine yapışıp, konup göçmeye başlamışlar, ülkeden ülkeye. Artık alınan ihaleye göre bina etmeye devam etmişler, mabedler, üniversiteler, kütüphaneler.
En sevdiği de, o Frank ilinde bina ettikleri kütüphane olmuş ki duvarları 1.5 metre derinlikte taş, çatısının kaburgaları 80x80 cm Lübnan Sedir'inden. Kitaplıklarını, ilime zarar gelmesin, kaybolmasın, kurt rutubet vurmasın diye Anadolu'da, Toroslardan kestikleri Ardıç'lardan yapmışlar, üzerlerine de Selçuklunun çift başlı kartallarını oymuşlar korusun diye. Fakat kütüphanenin bitmesine yakın büyük usta Sahir, o büyük ormandaki Sidret-ül Münteha'yı bulma derdine gark olmuş. Niyazı kabul olup, "Gel" emri çıkınca da, büyük ustayı sırlamışlar ormanın kapısından ki, herkes orda. Mahşer gibi insanın olduğu, küskünlerin barıştığı, kanlıların birbirine çiçek verip, sarılıp, koklaştığı pür nur bir yaz günü. Anlayamamış da sormuş ustasına, bu kalabalıkta zuhur eden hikmeti. Ama cevap çıkmamış ustadan. Dönmüşler o uzak ile, kütüphaneyi bitirmek için. Tamam edip, teslim etmişler söz verdiklerinden öte. Koymuşlar keselerine alın terlerinin karşılığı nafakalarını.

Dönüşlerinde Korfu Adasının doğu tarafında bir balıkçı meyhanesine konmuşlar ki keyf etsinler. Gecenin ilerleyen saatlerinde muhabbet deme, dem de sırlara gebe kalmaya başlayınca büyük usta için sorduğu soruyu sual etmiş, tekrar Tanju Koray ustasından. Usta cebinden bir kağıt parçası çıkararak bir daire, ortasına da bir nokta koymuş. Ve sormuş;
-Sen, burada neredesin ?
Parmağını noktaya götürerek, merkezde olduğunu söylemiş.
-Peki. Ne Olmak İçin Uğraşıyorsun ?
-Adam
-Adam olduğunda, ne olacak avuçlarının içinde ?
Cevabı bilememişti. Sustu ve ustasının gözlerinin içine baktı.
Ustası "Öyleyse !" dedi ve ekledi.
Hatırattır En İyi Semere-i Hayat.
Semere-i Hayat İse Hayır İle Yad Olunmaktır.

Memlekete dönüşlerinden bir müddet sonra, ustası da kendi ustasının görmeyi arzu ettiği Sedir Ağacı'nı, bilmeyi niyaz eder olmuş ve sırlanmış arzusuna uygun Zeytin Bağında.
Şimdilerde, O da sivri kelamın gönüle battığının ve helak ettiğinin bilinciyle, bir gün O Sonsuzluk Ormanındaki Sedir Ağacı'nı görmek arzusuyla çalışır dururmuş.







edit post

0 Yorum Yapılmış Hayat Ki Nafile, Asl Olan İçin

Yorum Gönder

Sevgili Okuyucu!
Burada yazılanların tamamı birbirimize kimi zaman buruk kimi zaman ise hoşça vakit geçirtmek ve geçirmek arzusu ile yazılmış hikayelerden öte bir şey değil. Bu dünya yolculuğumuzda birbirimize hikayeler anlatıyoruz. Beğenenler birlikte yürümeye devam ediyorlar. Amaçsa bir farkındalık yaratarak önümüzden geçenleri görebilmek. Bakmakla Görmek arasındaki derin farkı vurgulamak veya izah etmeye çalışmak gücümüzce.Söylediklerimin altındaysa paylaşma arzusundan gayri hiç bir şey yok.

Yüzünüz hep ışığa ve sevgiye doğru olsun.

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin

© Petit Prince Template by Petit Prince For Petit Prince Blog