{ margin-top:0px; position: relative; top: -50px; }

Isırık

Yazar ali ikizkaya 5.06.2009 Circa

Her ailede bayramlar, bireyleri arasında ufak tefek kırgınlıklar da olsa yeni, yumuşak iklimli mevsimlerin başlamasına sebep olur genelde. Fakat dağılmış ailelerde parçalanmışlıklarına ölçüt bir bulutlu hava içinde geçer bayramlar. Bu yüzden ben de pek sevemedim bayramları. Hele bana yaşatılan son kabusun ardından düzelmez gibi bu bendeki travma. Herkes pür neşe, telaş içindeyken ben küskünleşirim çocukluk günlerinden kalan tortularla. Ne ağır, ne kadar iç yaralayıcı çocukluk bayramları geçirdim ben. Bu yüzden kalabalık bayramlaşmaları, bir evde toplanmaları, birlikte yenilen yemekleri, dertlerimi unutturduğu ve eski güzel günleri hatırlattığı için hep sevmişimdir. Sessiz ve birbirinden uzak geçen uzun yıllardan sonra yeniden baba tarafım o eski ve tantanalı bayramlaşma ritüellerini yapma kararı aldıkları ilk bayramlaşma Üsküdar'daki bahçede olacaktı. Tüm akraba-ı talukat, çoluk çocuk, torun torba, çelik çömbelek davete icabet ettik. Bahçede hanımlar yağlama açtı. Erkekler saç üstünde pişirdi. Tereyağı ile yumuşatıp tepsiye dizdiler. İçleri hazırlandı derken herkes sofrada pür neşe yenildi içildi. Kahveler sürüldü odun közlerine. Çaylar demlendi içildi. Çocuklar aynı bizlerin yıllarca önce oynadığı yerlerde farklı oyunları oynadı. Şekerlemeler yapıldı. Saatler akşamüstüne devrildi. Keyifler tamam olduğu için sıra sohbetin koyultulmasına gelmişti. Adet üzere büyükler biz ufaklara görüşülmeyen onca yılda neler olup bittiğini soruyorlar. Herkes de sırasıyla kendi hayat yolunda neler olup bittiğini, ne kadar yol aldığını ve bir de olmuş sa sıpasını büyüklere takdim ederek arz-ı hal ediyorlar. Büyüklerde torunları "Gel güzel gözlüm. Boncuk oğlum. Gadasını Aldığım. Kurban Olsun Halan Sana" diyerekten birbir öpüp kokluyorlar. Akranlarımın tamamı almış yürümüş. Çoluk çocuk, han hamam. Hepsi tamam. Tabii ana babaları maya vermiş. Yürümüşler. Bizde ne var ?. Koca bir hiç. Zürafa gibi tek başıma oturuyorum. Üstüne bir de boşanmışız. Tam yüz karası bir durum. Bu yüzden ben de bir köşede kimse bulaşmasın diye sessizce duruyorum ki dualarım benim unutulmamdan yana. Arada bir de büyükler sohbeti tatlandırmak için bizlerin çocukluğundaki küçük hikayeleri anlatıyorlar. Ayşe nin yolu kaybetmesi. Mıstığın karda düşüp başına gelenler gibi.
Hepsini de severek dinliyorum. Fakat lafın gelmesini istemediğim yerler var ki mayınlı saha. Korksam da heyhat akibet. Nuran Yenge arzuladığı, o iç yarası yere getirip sözü, başlıyor lafa ... Yine aynı hikaye
Sülalede kim benim ufaklığımdan bahsetmeye kalksa hemen yaşıtım akraba cocuklarını ısırdıgımı ulu orta anlatıveriyor. Yahu o zaman ufaktım. Isırıyor olabilirim. Hatta hatırlıyorum ısırdığımı da. Geçmiş gitmiş otuz sene önceki hadise. Şimdi eşşek kadar adam oldum. Bayram ziyaretlerinde bu ısırma huyum habire ısıtılıp ısıtılıp Nuran Yenge tarafından anlatılmıyor mu bende bir tuhaf hisler baş gösteriyor. Kendimi tanımakda zorluk çekmeye başlıyorum. Bahçedeki masanın etrafında çocuk dönemimde ısırdığım başka bebeler de var. Benle yaşıtlar şimdi. Evlenmişler. Eşleri çocukları da yanlarında. Bu benimle yaşıt akraba çocuklarının cocukları da bana bir tuhaf bakıyorlar. Nuran Yenge anlatıyor;
- Efendim bu Cemalin sıpası Ali Necip var ya ?
İçimden; Niye sadece Cemal'in oğlu oluyorum. Cemal Rebii beni Arnavutun küfesindeki lahananın içinde bulmadı ki. Annem de var benim. Onun adını niye söylemiyor. Anneme gıcık olduğunu her zaman bastırara belli edecek. Hep annemle çekişme içinde. Bir türlü annemi kabul edemedi ki.
- Eee Nuran Hanım ?
- Benim oğlan Önderi tekkenin bahçesinde yakalıyor
- Bak sen ?
- Tutuyor kolundan. Önderi bir ısırıyor bir ısırıyor. Bebe katılmış. Kolu mosmor. Yavrucuğum iki saat kendine gelemedi. Öyle bir ısırmış ki nerdeyse kan çıkacak. Ağzımda ekmek çigneyip bastırdım.Tuttum Cemal'e söyledim. Fakat Cemal yumuşaktır. Bir şey yapmadı. Sonra anası Önder'i ağlarken görünce;
Yine annemin ismini söylemiyor. Tepemdeki iki tel saç iyice dikilmeye başladı. Dudaklarımı içten içe ısırıyorum. Babam da öylece oturuyor kenarda. Hiç bir şey söylemiyor beni koruyacak. Kendi akrabaları yanında ya keyfi iyi. Aksine ısırma lafı geçtikçe " Haklısın Nuran! Uzun zaman bu ısırma işine dadandıydı" diye tasdik de ediyor bir yandan gülerek. Babama bile asabım bozulmaya, içerlemeye başlıyorum.
Özgül Halam olaydı. Kol kanat gerer korurdu beni. Kimselerin incitmesine izin vermezdi. Nuran yenge anlatıyor anlatmasına da. Yahu! Babam da dahil bir Allahın kulu "Len kerhaneci. Önderi niye ısırdın lan" diye sormuyor. Şu kadar yıl geçti. Şu kadar bayram seyrandır kazık kadar adamla eğlenmenize rağmen; " O da bana kepçe kulak" deyip şeyini gösterdi demedim büyük oldukları için. Ha bire anlatıp duruyorlar. Nuran yenge devam ediyor ..
- Anası Ali Necib'i bahçedeki kuyunun yanındaki çınar ağacının içinde saklanmış buluyor. Aman efendim ! (bu kısmı nasıl gür bir ses ve neşe ile anlatıyor ki )yer misin yemezmisin ?. Yoksa Şamda hacılara mı götürürsün ?. Artik eşşek sudan gelinceye kadar. Bak ! hakkını yememek lazım. Anası güzel döver. Hııhıhıııı !
Benim dövülüşümü anlatırken arada bir kahkaha atıyor gevrek gevrek Nuran Yenge. Belli ki el kadar ben, dayak yerken içinin yağları eriyormuş. Bari kına yaksaydın münasip bir tarafına. Öyle keyifli anlatıyor ki bu dayak yeme sahnemi, kadın zevkten eridi, bitti sanki. Bende içimden geçenleri belli etmemeye çalışarak yarım ağız tebessüm etmeye çalışıyorum. Ben gerildim. Ortalık gerilmesin bari diye. Amma bu tebessümü yaparken kafamın zonkladığını yüzümdeki ısının giderek artıp kulak uçlarımı dahi yaktığını duyumsuyorum. Bitirse de kurtulsam derken kızı Mine atlıyor konunun içine pür kahkaha ..
- Anne ! Beni de ısırmıştı Kanlicadaki yalının avlusunda da.. Dayı Dedem kurtarmıştı.
Yahu bitmiyecek mi? bu ısırık mevzuu. Açıldıkça açılıyor. Bendeki ateş ve sıkılma hissiyatı ise gittikçe kendimi kaybettirecek hatta havale geçirtecek boyutlara ulaşıyor. Kalkıp gidecegim ama hem herkesin içindeyim hem de bu ısırık konusunun içine tuz biber niyetine saygısızlık gibi bir malzemeyi de eklemek istemiyorum. Yoksa mazallah ya karga misali kapıya çakarlar yada yetmiş iki kapıda leşimi dolaştırırlar. Zaten bu kadar ufak bir vukuattan otuz yıldır lekeli dolaşıyorum. Sonum olur toptan.
Tahammülüm tükenmeye başlıyor. Dişle
rimi gıcırdatmaya başliyorum kimseye belli etmeden. Hırsımı kendimden çıkartmaya başlıyorum. Lanet olasıca şu dişlerim kırılmış olsalardı da ısıramasaydım. Bir ara üşüyor gibi oluyorum. Beynimde ki her kıvrım karıncalanmaya başlıyor. Acayip bir ruh hali içine giriyorum.
Şeytan diyor ki Nuran Yengeyi herkesin içinde öyle olmamıştı böyle olmuştu diyerek ISIRIP kaç.
Fakat heyhat hala başaramadim. Ama bir gün mutlaka.
Azmin elinden hiç bir şey kurtulamaz. Belki de bu projem dahilinde babama kendim için porselen dişler yaptırırım kim bilir.
Bir gün gazeteler yazar Manyağın Teki Beşiktaş da Bir Kadını Isırıp Kaçtı diye
Bilirlermi hadisenin masum bir çocukluk hatırasından kaynaklandığını ?





edit post

2 yorum:

  1. öykü on Haziran 05, 2009 dedi ki...

    O kadar dogru bı tespıt kı
    bu
    seytan dıyor kı.... dıye baslayıp ta
    boyle hanı ıcımızde kalan
    Nuran yengeyı ısırıp kacmak gıbı bıseyler:))
    Yıne bı solukta cok severek okudum:))
    Tskler bu guzel paylasım ıcın..

    YanıtlaSil
  2. Ali İkizkaya on Haziran 09, 2009 dedi ki...

    Sevgili Öykü!
    Tam içinden geldiği gibi. Belki bir gün ısırır kaçarız.
    Sevgilerim İle

    YanıtlaSil

Sevgili Okuyucu!
Burada yazılanların tamamı birbirimize kimi zaman buruk kimi zaman ise hoşça vakit geçirtmek ve geçirmek arzusu ile yazılmış hikayelerden öte bir şey değil. Bu dünya yolculuğumuzda birbirimize hikayeler anlatıyoruz. Beğenenler birlikte yürümeye devam ediyorlar. Amaçsa bir farkındalık yaratarak önümüzden geçenleri görebilmek. Bakmakla Görmek arasındaki derin farkı vurgulamak veya izah etmeye çalışmak gücümüzce.Söylediklerimin altındaysa paylaşma arzusundan gayri hiç bir şey yok.

Yüzünüz hep ışığa ve sevgiye doğru olsun.

Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin

© Petit Prince Template by Petit Prince For Petit Prince Blog